Düşünün ki Borges gibi bir yürüyen kütüphaneyi yedi gece boyunca farklı konularda konuşturmuşlar, bu konuşmaları korsan plakçılar ve gazeteciler sahiplenmeye kalkınca, Borges çıkmış sahneye ve "durun bakalım ne oluyor kardeşim" demiş, sahiplenmiş, kitaplaştırmış konuşmalarını.

Eğer Yolları Çatallanan Bahçenin etkisinden henüz kurtulamadıysanız, okumanızı tavsiye etmiyorum. Kendi metaforlarını yaşayan yazarın bu yüzü elbette lezzetli gelecektir, ama doyurmayabilir. Konuşmakla yazmak arasındaki farkı hissetmek hoşunuza gidecekse okumamanız ayıplanabilir. Ne desem, iki arada bir derede kaldım okuyunca ben.

Kimbilir belki de bunu istiyor Borges...

JorGe LuiS BoRGeS Center FoR StudieS & Documentation

"Dante, yapıtında anlattıklarının, ölüler dünyasının gerçek bir görüntüsünü yansıttığını aklının ucundan bile geçirmemiştir. Hiç Sanmıyorum. Dante'nin böyle düşünmüş olması olanaksız."

"...İlkel insan ve çocuk için düşler uyanık yaşamın öyküleridir; şairlerin ve gizemcilerin gözünde bütün bir uyanık yaşamın bir düşe dönüşmesi hiç de olanaksız değildir.Calderòn bu görüşü yalın ve özlü bir biçimde ortaya koymuştu: "Yaşam bir düştür." Shakespeare ise renkli bir imge ile dile getirmişti:"Bizler, düşlerle aynı kumaştanız." Avusturyalı şair Walter von der Vogelweide müthiş bir soru sormuştu:"Ist meine Leben geträumt oder ist es wahr?" Yaşamımı düşümde mi gördüm, yoksa gerçek mi?...

"Sonsuzluk kavramı, Binbir Gece ile birdir."

"İnsanlara tanınan altı yazgı -insan iblis olabilir, bitki olanbilir, hayvan olabilir- arasında en zoru insan olmaktır ve kendimizi kurtarmak için insan olmaya çalışmamız gerekir."

"...Çok tuhaf bir estetik deneyim daha var; şairin yaptığını tasarlarken, bulurken ya da keşfederken yaşadığı estetik deneyim. Bildiğiniz gibi, Latincede keşfetmenin ve bulmanın karşılığı aynıdır. Bütün bunlar, bulmanın, keşfetmenin anımsamak demek olduğu yolundaki Platon'cu öğretiye uygun düşmektedir. Francis Bacon öğrenmenin anımsamak, bilmemenin ise unutmayı bilmek olduğu görüşündeydi; her şey böyledir, biz görmeyiz, o kadar...."

"Günümüzde kitap bir öğretinin doğrulanması, savunulması, tartışılması, açıklanması ya da saptanmasının bir aracı olarak görülebilir. Oysa eski çağlarda yalnızca sözün yerini tutan bir şey olarak görülüyordu kitap. Platon kitabı heykele benzetmemiş miydi: Canlı sanabilirsiniz, ama bir soru sormaya kalkın asla yanıt alamazsınız. Nitekim, bu güçlüğünüstesinden gelbilmek için de bir konunun bütün olasılıklarının tartışıldığı Platoncu söyleşimi bulmuştu."

çelişen iki armağan; onca kitap ve gece, yani hiç birini okuyamamak.